"Evladım kusura bakmayın dedi. Ve odadan ayrıldı, biraz sonra elinde iki çift çorap, eldiven ve kaşkolla geldi ve evladım siz yıllardır nerelerdesiniz? Ben tam 16 yıldır sizin gelmenizi bekliyorum. Yıllardır her yağan kar da acaba bu senemi diye diye hep yolları gözledim. Evladım beni çok beklettiniz, dedi.
Biz bir şey anlamamış ve babaannenin bu tavrına bir anlam veremiyorduk. Yüzümüze baktı, iyice süzdükten sonra tane tane konusmaya başladı.
Yine böyle soğuk bir gündü. Memleketin halini düşünüyor ve içim burkuluyordu. Derken dalmışım, elimde tığım ve yünümle birlikte çorap örüyordum. Birden içerinin havası değişti, içeriye sanki bir nur doldu. Gelenler Allah resulü ve yarenleriydi. Benim halime baktılar "Sakın üzülme, zulmet hiçbir zaman sonsuza dek sürmez." dediler.
Ben de dedim:
Efendim, bu karanlıkları boğacak bir ziyaya ihtiyaç var. Ama nasıl olacak? O ziyanın nuru nereden gelecek?
Kainatın efendisi (sas), tebessüm etti.
Merak etme evladım, bu zulmeti sona erdirecek olanlar Türkiye'den gelecekler. Onların memleketleri sıcak, buralara geldiklerinde elleri ayakları üşümesin, onlar için hazırlık yap ve geldiklerinde emanetlerini ver
Ama efendimiz, ben onları nasıl tanıyacağım?
Efendimiz parmağını uzattı.
"İşte bak gelecek olanlar bunlar"
dedi.